misket

özledinmi çocukluğu…

dertsizliği tasasızlığı..

gitmek istermiydin o günlere..

hemde bu kafanla.. hep böle hayal kurmazmı insan…

hemde dertler bir bir üstüne abandığında..

işte sen küçük yuvarlak cam.. seni ne zaman elime alsam..

dertlerim mors olur tek vuruşla yere çizdiğim üçgenin içinden cıkarırım üçer beşer..

sıkıntılarım kuyuya girer.. kazmak için ellerimi pisletip azar işittiğim…

ve oyundan cıkar..

sol baştakini vurup bütün sevinçleri katarım cebime..

eve girerken anneme göstermemek için “tuvaletim geldi” tripleriyle yandan yandan badi badi koşturum…

uzaktasın…

ve ben bu limanda sana kitlenmiş..

ufukta avuntu aradığım bu limanda.. ne dertler çürüttüm..

gökyüzü ümitvar.. ve deniz bir o kadar yeis dolu…

ahhh…

hangisine inanmalı.. hangisi daha dogru…

heybetli sema? aziz su?

yitirmek sonun başlangıcı..

asla yitirme ve asla suya kanma..

bir bilge olduguna deruni inandığım babam derdi ki;

“eğer ruh halin kötü ve ümitsizsen kafan öndedir ve yere bakarsın…

ama ümitvar ve neşeliysen.. dik durur ve uzaklara bakarsın…”

gelemiosan bana umutlarını yolla…

ankara’da harelenmiş sokak…

gecenin içindeyim, sensiz gecen bir günün ardında..

sokak lambaları saygı dolu.. sensizliğimi sezmişler gibi..

ve ben yürüyorum o yanlızlık yüklü kaldırımda kaldırımda..

amacsızca..

bazen sanki sokağın sonunda sen cıkacaksın gibi hızlı ve heycan yüklü adımlarla..

bazen de umutlarını sağ omzumdan arkaya doğru attığım ceketimin iç cebine koymuş bi halde, ağır adımlarla…

seni özlüyorum..

 :perde kapandıktan sonra alkışlarla yeniden sahneye çağırma

yaşıyor musun hayatı…? kuliste gizlenip oynamak istemediğin oyunu, yaptığın kaprisi kim çekecek benliğinden başka.. senden başka…
perde sana açıldığında tek başına sahnede misin? o sana karşı olan, senin öfkende gizlenen seyirciyi nasıl memnun edeceksin. vercekmisin ne biriktirdiysen. sevdiysen, üzdüysen, sinirlendirdiysen, nefret ettiysen, yada nefretsen başlı başına… memnun etmek mi derdin. sanmıyorum. sende öle…

ve perden kapandı küçük nefretli…
perde kapandı ve sen alkışlarla geri çağrılıyorsun… ne anlamı var.. gözüne bi çaput sar..

herşeyin sonu..
ve yeni bir hayat.

şimdi başla…

gözü yumdugunda hafiflersin…
üşürsün o kırmızı sıvı usulca akıcak oluk ararken…
acı değil artık derdin sadece yaşamak…
parmakların…
maharetli eklemliler…
keşke bi pianonun siyah beyaz tezatında koşuştursaydı…
geç..
herşey için cok geç..
hayat benden kurtuldu…

bitti